Kurdeşen Hastalığı Ve Tedavisi
Merhaba Sizler için Kudeşen Hastalığını Araştırdık ve bulduk Bilgiler başka kaynaklardan alınmıştır..
Kurdesen hastaliginda dogru tedavi icin bir dizi testler gerektigini ifade eden Dr. Gokdemir, cok siddetli durumlarda ic organlarin yani sira, ozellikle dudak, nefes borusu ve goz kapaklarinda kabarikliklar olusabildigini soyledi. Hastaligin toplumda gorulme sikliginin yuzde 20-30 oraninda olduguna dikkat ceken Dr. Gonca, `Urtikerde cilt lezyonlari vucudun her yerinde olabilir ve genellikle 24 saat icinde kaybolmaktadir. Iyilesen lezyonlarin yaninda yeni kabarikliklar olusabilir` dedi.
Dr. Gonca Gokdemir, urtikeri akut ve kronik form olarak 2 gruba ayirdi. Akut formda, hastaligin 6 haftadan kisa surede iyilestigine dikkat ceken Gokdemir, `Ancak kronik formda: hastalik 6 haftadan uzun surebilir ve hastanin yasam kalitesini olumsuz yonde etkileyebilir` diye konustu.
Urtikerin cok farkli nedenlere bagli oldugunun ve bu nedenlerin basinda alerjik faktorlerin geldiginin altini cizen Dr. Gokdemir,
`Ozellikle ilaclar (en sik antibiyotikler, agri kesiciler, epilepsi ilaclari) ve yiyecekler ( kabuklu deniz hayvanlari, balik, sut, findik, fistik, patates, baklagiller, kereviz, maydanoz, havuc, baharatlar, pirinc, muz, elma, portakal) urtikere neden olmaktadir. Ayrica gida katki maddeleri, solunumla alinan alerjenler (cicek tozlari, agac polenleri), bocek sokmalari (ari) ve implantlar (dis protezi) da urtikere neden olmaktadir` sozleriyle gida ve ilac tuketimine dikkat edilmesi gerektigini konusunda uyardi.
Dr. Gokdemir, urtikerin alerjik bunyeli kisilerde daha sik goruldugunu; cunku bu bireylerin normal kisilerden daha duyarli olduklarini ve daha kolay reaksiyon gosterdiklerini vurguladi. Urtikerin bazi ortam degisiklikleri ve vucut isisi degisikliklerine bagli da olusabilecegine dikkat ceken Dr. Gokdemir, `Urtiker bazi ortam degisiklikleri ve vucut isisi degisikliklerine bagli da olusabilir. Duyarli bireylerde dondurma gibi soguk yiyecekler tuketildiginde urtiker olusabilir. Fizik egzersizler sondasi terleme ile urtiker olusabilir. Titresimli cihaz kullanimina bagli urtiker olusabilir. Egzersiz ile birlikte findik, bugday ve kabuklu deniz urunu alimina bagli urtiker olusabilir` aciklamasinda bulundu.
Dr. Gonca Gokdemir, urtikerin her zaman alerjik faktorlere bagli olusmadigini, vucutta bulunan enfeksiyon odaklari (dis iltihabi, idrar yolu iltihabi gibi), radyolojik incelemeler icin alinan radyo kontrast ilaclar, cerrahi islemler icin kullanilan anestezik ilaclar ve stresin de urtikere neden olabilecegini acikladi. 6 haftadan uzun suren urtiker hastalarinin buyuk cogunlugunda urtikere neden olan etken bulunamayabilecegini belirten Dr. Gonca Gokdemir, `Bu durum surekli kasinmak zorunda kalan hastalarin yasam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Urtiker sikayeti ile gelen bir hastanin cok iyi degerlendirilmesi gereklidir. Eger hasta iyi degerlendiremezse ve sikayetler siddetlenirse hayati tehdit eden durumlar ortaya cikabilir. Dudakta ve dilde olusan ve bazen soluk borusuna yayilan sislik hastanin nefes almasini engeller ve acil mudahale gerektirir` dedi.
Gokdemir, hafif olgularda tedavinin kolay olduguna da dikkat cekerek, `Bu nedenle dikkatli muayene yapilmali, hastanin gunluk yasami, meslegi, aliskanliklari ve baska hastaliklari cok iyi sorgulanmalidir. Urtikere neden olan etkeni saptamak icin ozel alerji testleri ve kan tetkikleri gerekebilir. Hafif olgularda tedavi kolaydir. Ancak uzun suren hastalik formunda tedavi, hem hasta hem de doktor acisindan sikinti yaratmaktadir` aciklamasinda bulundu.
iha
Cinsel Birleşme
Klasik Kadının Altta Olduğu Şekil:
Cinsel birleşme şekillerini öğrenmemiş ve ilk defa cinsel ilişkide bulunacak bir kadın, düşünmeden içten gelen bir davranışla sırt üstü yatacak ve kocasının üstüne çıkmasını bekleyecektir. Bu ilişki şekline normal ve erkek üstte adları da verilmektedir
Sadece insan denen yaratığın, cinsel temas sırasında değişik pozisyon uygulama yeteneği vardır. Eğer erkek ve kadın, sadece bir veya sınırlı sayıda pozisyon bilirlerse, cinsel hayatları zevksiz geçer. Değişik birleşme pozisyonları uzun evlilik hayatında bir zevk, bir değişiklik, canlandırıcı bir dinlenmedir.
Karşılıklı olarak birbirlerini cinsel bakımdan tatmin edemeyen kadın ve erkeğin evlilik hayatı hiçbir zaman için tam değildir.
Eşlerin şişmanlık veya hamilelik gibi sebepler yüzünden karı kocayı tatmin edici şekilde cinsel ilişkide bulunamamaları çok kere duyulmuştur.
Daha önce gerdek konusunda genişçe izah edildiği gibi ön sevişme ve aşk fısıltılarından sonra birleşmeye hazır hale gelinince yani cinsel organlardan birleşmeyi kolaylaştırıcı sıvılar geldikten sonra birleşilmelidir. Erkek, vücut ağırlığını dizleri ve dirsekleri ile korumalı ve tamamen kadının üstüne yüklenmemelidir.
Bu birleşme şekli çocuk isteyen çiftler için önemlidir. Bu şekilde erkeğin spermleri vajinanın, yani dölyolunun dibinde birikir. Kısırlık tedavisi gören çitler bu şekilde birleşmeli. Cinsel birleşmeden sonra kadın yataktan kalkmamalı ve hatta kalçasının altına bir yastık yerleştirerek kalçasının yükselmesi sağlamalıdır. Bu şekilde dölyolunun dibinde biriken spermlerin döl yatağına girmeleri kolaylaşır.
Kadının Erkek Üzerinde Olduğu Şekil:
Eğer erkek kadına göre çok kilolu ve iri ise, kadının üstte olması onlara daha rahat bir cinsel birleşme imkanı sağlar.
Her şeklin kendine göre bir avantajı vardır. Bu şeklin iki avantajı da şunlardır: Kadın penisin durumunu istediği gibi ayarlayabilir ve klitorisi ile daima temasta kalmasını sağlar. Bu şekil, erkeğin erken boşalmasını önleyen ve kadının daha çabuk orgazma ulaşmasını sağlayan şekildir.
Ayrıca bu şekilde kadın üzerinde kocanın ağırlığını hissetmediğinden hareketlerinde daha serbest olur, klitorisini istediği gibi oynatarak orgazma kolaylıkla ulaşır. Bu şekil kadının erkeğinden kilo ve boy bakımından çok fark olduğu durumlarda özellikle tavsiye edilebilir. İster erkek, ister kadın üstte olsun, bu şekildeki cinsel ilişkilerde, taraflardan hiç biri bütün vücut ağırlığını eşine hissettirmemelidir. Ağırlığını dirsek ve dizleri ile hafifletmelidir.
Yan Yana Şekiller:
Yüzyüze veya arkadan cinsel organa yan yana şekilde ilişkiler; eşlerin kilolu, göbekli veya kadının hamile olduğunda uygulanan şekillerdir.
Bu şekiller, daha çok, kadının erkeğin ağırlığını üzerinde hissetmek istemediği hamilelik devresinin başlangıç ve ota devrelerinde tavsiye edilir.
Bu şekillerde kadın ve erkek yüzlerini birbirlerine veya kadın sırtını dönük olarak ve yan yatarak aşk oyununa dalarlar.
Kadının arkasından cinsel organa girmek isteyen erkeğin cinsel organ bölgesinin tümü, kadının kalçaları ile uyarıldığından erkek için çok tatmin edicidir. Erkeğin penisinin kadının en duyarlı yerleri olan anüsle rahim arasında sürtünmesinden ve vaginaya girmesinden kadın da haz duyar fakat orgazm olmayabilir. Erkek kadının orgazm ihtiyacını unutmamalıdır.
Bu pozisyonda ve diğer tüm pozisyonlarda ancak vaginaya girilmelidir. Anüse (büyük abdest yerine) girmek haramdır ve tıbben de zararlıdır. Cinsel organdan olmak şartıyla tüm pozisyonlar mubahtır yani dînen sakıncası yoktur. Aynı sorunlar Hz. Peygamber devrinde de yaşanmış ve Hz. Peygambere sorulunca şu ayeti kerime (Bakara: 223) nazil olmuştur: “Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın.”
Vajina Ve Vajina Çeşitleri Vagina
Vajina,Vagina yı sizler için araştırdık ve bazı yazılar bulduk pek fazla bu alanda bilgimiz olmasada elimizde bulduğumuz kaynaklar sağlam kaynaklardır.
Vagina, barsak ya da hortum şeklinde olan ve kadının iç cinsel organlarını dıştakilere birleştiren uzunca bir kanaldır. Rahmin boyun parçasından vulvaya kadar uzanır. Vagina, aybaşı kanının geçtiği gibi, doğum sırasında çocuğun da geçtiği, çok genişleyebilen bir yoldur. Ama, asıl rolü, çiftleşme sırasında erkeklik organını içerisine almaktır.
Vagina dışta kızlık zarı, ya da bunun kalıntılarıyla sınırlanmıştır. Öteki uçtaysa, kendisini sanki bir tıpa gibi üsten tıkayan rahmin yuvarlak boynuyla sınırlanır. Rahim boynunun üzerinde bir çıkmaz yaparak devam eden üst kısmına vagina tavanı adı verilir.
Vagina mukoza ve kastan yapılı bir yol olup önden arkaya yassıdır. Boş olduğunda duvarlar birbirine bitişir. İç çeperleri düz olmayıp pürtüklüdür. Bu da vaginaya, erkeklik organını cinsel birleşme sırasında tutmayı ve uyarıcı oğuşturmalar yapma yeteneğini sağlar, Kadın yaşlandıkça pürtükler kaybolur ve vagina iç duvarları düzleşir.
Vaginanın yaşlılıkla bu şekilde bir gelişme göstermesi, onun cinsel açıdan değerini büyük ölçüde azaltmaktadır.
Vagina ile rahim arasında 90-110 derecelik bir açı vardır. Uzunluk rahmin durumuna göre değişiklik gösterir. Rahim aşağıda olduğunda kısalıp, yukarıdayken uzamakla birlikte, vaginanın ortalama uzunluğu 8 santim kadardır. Bununla birlikte, 15 santim uzunluğunda vaginalar olduğu gibi, tam tersine 4-5 santim uzunluğa ancak varabilen kısa vajinalar da vardır.
Kısa vaginalarda çiftleşme işleminin çok güç olacağı ortadadır. Bir de vaginanm dar olması söz konusudur. Sıklıkla kadınlar, vaginaları çok dar olduğundan kocalarıyla cinsel temasın güç ya da imkânsız olduğundan yakınırlar. Böyle durumlarda genellikle doğuştan var olan bir engel söz konusu değildir. Vajina kanalı, daha önce de belirttiğimiz gibi. pratik olarak çok genişleyebilir. Hatta alışılmamış boyutlarda bir erkeklik organını bile kolaylıkla içine alabilmektedir. Ama, vagina çeperinde yabancı cisimlerin yaptığı yaralar, kimyasal bir maddeyle meydana gelen yanıklar, güç bir doğum ya da vagina difterisi gibi geçirilmiş bazı hastalıkların kalıntıları yüzünden vagina çok daralmış olabilir. Yolun esnekliği en iyi şekilde doğum sırasında ortaya çıkar. Çünkü genellikle çocuğun başı vajinanın çeperini yırtmadan geçmektedir. Vaginanın genişlemeye en az elverişli olan bölümü, vulvaya açılan ağzıdır. Bu yüzden doğumda, baş çıktığı sırada burada yırtıklar olabilir.
Kadın cinsel organlarının birçoğunda olduğu gibi, vajina çeperi de, hepsi birden 4 ile 5 milimetreye ulaşan 3 tabakadan yapılmıştır; iç çeper dar bir kas lifleri ağıyla örtülüdür ve bol miktarda kanlanan ince bir mukoza katıdır. Bu kat cinsel temas sırasında şişer ve bir anlamda vajinanın sertleşmesini sağlar. Kanla dolu damarlar vajinayı daraltarak, çeperinin erkeklik organını sıkıştırmasına sebep olurlar. Bu şekilde, erkeklik organının duyarlı bölgeleriyle vagina çeperi arasında yakın bir ilişki kurulmuş olur. Vagina çeperini örten bir başka tabaka da, dayanıklı ve çok kıvrımlı bir mukozadan yapılıdır. Bu kıvrımlar aracılığıyla vagina bir akordeon gibi gerilebilmektedir. Ayrıca, gene bu zar içinde birtakım girinti ve çıkıntılar vardır. Bunlar, daha önce de belirttiğimiz gibi, cinsel temas sırasında, uyartının artmasına katkıda bulunurlar.
Vagina boşluğunun pembe, nemli ve sıcak olan çeperleri bir sıvı salgılamaktadır. Bu sıvı süte benzeyen ve yapışkan olmayan ya da biraz berrak bir nişasta zamkını andıran bir salgıdır. Ağızdan ve barsaktan salgılanan sıvılarda olduğu gibi bunda da belirli mikroplar bulunur. Bu mikroplardan bazıları laktik aside benzeyen bir asit meydana getirir. İşte bu nedenle, öteki cinsel salgılara karşılık, vajina salgısı, kimyasal yönden asit niteliğini taşımaktadır. Bu asit, hastalık yapıcı mikropların içeriye girmesini engellemek ve vaginayı onlardan korumak görevini yerine getirir. Kötü kokulu akıntılar, her zaman için vajina salgısının bozulmasının bir sonucudur. Yani hastalık yapan mikropların koruma araçlarını yendiğini bize gösterir.
Vajinanın ağız kısmının en az genişleyebilen yer olduğunu belirtmiştik. Burası zaten vajinanın öteki kısımlarından daha dar olarak yapılmıştır. Böylece, cinsel temas sırasında içeri sokulan sperma kolayca dışarı çıkamaz. Bu durum, döllenme olayında önemlidir. Oysa vagina yukarı doğru genişlemekte ve vagina tavanında en geniş çapına erişmektedir. Ejakülasyon sırasında sperma genellikle bu bölgeye yönelir. Bu yüzden buraya aynı zamanda tohum toplanma yeri adı da verilir.
Alt ucunda vaginanın daraldığını söylemiştik. Burada mukoza, açıklığı daraltan ve tıpkı lastik bir boru gibi erkeklik organmı kavrayan küçük kaslarla kuvvetlendirilmiştir. Bu da erkeğin cinsel temas sırasında tat alma duyumlarını arttırır. Buna kadının, gene cinsel birleşme sırasında istemli bir şekilde kaslarını sıktığını da eklemek gerekir. Bütün bunların, yani kasılma yeteneklerinin, çiftleşme tekniğinde büyük önemi vardır.
Gerdek Nedir?
Gerdek GecEsini Gerdek olayını bilmeyenler için bulduğumuz kaynaklar bildiğimiz bilgi birikimi kadar yorumladık..
Gerdek, Türkistan’da Farsça konuşan belki de Tarihlerden Türklere girmiş Farsça bir sözdür. Gerdek sözü daha çok Oğuzlar, Türkmenler ve Batı Türkleri tarafından kullanılmış ve geliştirilmiştir. Mütercim Âsim Efendi’ye göre gerdek sözünün üç manası vardır. Birincisi Türklerin oba dedikleri büyük çatırdır. ikincisi otağ dediğimiz padişahlara ait çadırdır. Üçüncüsü, hâcle manasına zifafhanedir. Türkler buna “gerdek evi” veya sadece gerdek derler. Farsça “Hacele” de gerdek yeri veya bir gerdekliktir. Gerdek, bir çeşit kutluluğu ve tabuluğu bulunan, tek bir oda ve çadırdır. Gerdeğe girmek de bu otağa girmektir. Hem gelin ve hem de güveyi için söz konusudur. Türkler buna, güveyiyi anmadan, yalnızca “gelin odası” da derler. Gelin odası, ipeklerle süslenmiş, süslü bir odadır. Kaşgarlı Mahmud bu odaya Türklerin “münderü” dediklerini söylüyor. Arapların “mizeffe” ve “menassa” dedikleri gerdek evleri, süslü odalardı. XI. yüzyıl Türklerinde de gelin odası, ipekten veya kumaştan tüllerle kaplanır ve süslenirdi. Hatta Kaşgarlı Mahmud, “gelin odasının tülleri (rüzgarla) yelpidi” diye bir örnek de veriyordu. . Tülvir veya Tülfir adı verilen bu Türk tüllerini, nedense Brockkelmann indeksine almamıştır. Anadolu’da da gerdeğe girmek için “odalanmak” diye güzel bir deyim kullanılır. Orta Asya’ya yani Tİ-murlu ve Çağatay kültür çevrelerine doğru gidildikçe de, gerdek sözü kaybolur ve gerdek yerine “otağ” deyimi kullanılmaya başlanır. Radlof’a göre gerdek çadırı, önceden yeni olarak yaptırılır ve dikilirdi. Buna “ak otağ” derlerdi. Ak otağın ilk misafiri de, yeni gelin olacaktı. Bunun da ayrı ve güzel bir manası vardır. Dede Korkut’ta oğlu olanlar ak otağa, kızı olanlar ise kırmızı veya kızıl otağa oturtulmuşlardı. Bundan da anlaşılıyor ki, ak otağhlar oğlan eviydi. Gelinler ise ergencelik olarak, kırmızı kaftan giyiniyorlardı. Onların otağlarının sembolü de kırmızı olmalıydı. Zemahse-rî Harezmşahlar çağındaki Türklerin gelin odasına “terek veya tirig ev” dediklerini yazıyordu. Moğaüarda gelin evi anlayışının daha geç çağlarda yerleştiği, bu kaynaklardan anlaşılıyordu.
Kuzeydeki Turah Türk boyunun destanlarında yiğidin “nikâhtan sonra otağa (yani gelin odasına) girip, yedi gün yattıktan sonra savaş için izin” istediğinden söz açılıyordu. Türk destanlarının “gerdekte yedi gün murad alma”* teması üzerinde durulması gereken bir motifidir. Daha kuzeydeki Om Türk destanlarında ise, “atı uçabilen bir yiğidi, Gün Han’ın kızı beğeniyor, hemen orada bir cibinlik (abındık) kurup, gerdeğe giriyorlar.” Tabiî olarak bu destan Göklerle ilgili ve tam bir mitolojidir. Cibinlik, perde demektir.
Göklerdeki gerdeği gelmişken,biraz daha eskilere gidelim, kız kaçırma çağlarına! Kız anası ile babasından haberli olarak, gence bir mendil verir ve böylece evlenmeye rıza gösterirdi. Bundan sonra oğlan geleneğe uyarak, kızı kaçırırdı. Cermenlerde de bu haberli kız kaçırma vardır. Altay Türklerinde böylece kız kaçırıldıktan sonra oğlanın yurdunda bir “otağ” yani gerdek evi yapılırdı. Kapısı olmayan bu otağda, gelin ile güveyi, üç. gün kalırlardı. Onlara ateş ve kibrit verilmediğinden, ateşlerim de çakmak taşı ile kendileri yakmak zorundaydılar. Büyük devlet hayatı yaşamamış bu Türkler, böylece binlerce yıl önceki Türk geleneğini devam ettiriyorlardı. M.Ö. 200 yılında, yani Mete çağında bile dür. nürlü, aracılı, düğünlü evlenmeler yapıldığına göre, bunun Mete’den ne kadar daha çok öncelerinden geldiğini düşünebiliriz., Anadolu’da gerdek gecesi için “kapama” denmesi de bize, ister istemez bu çok eski günleri hatırlatıyor. Uygur yazısıyla yazılmış Oğuz destanında “Oğuz Kağan gökten bir ışık içinde düşen bir kız gördü, onu sevdi, aldı; onunla yattı, muradım (tilegüsin) aldı, kız hâmile (töl boğaz) oldu”. Böylece Oğuz Han’ın, Ay Han, Gün Han ve Yıldız Han adlı oğulları,bu hatundan oldu. Türkistan’da da gerdeğe giren çiftler, üç gün anne ve babalarına görünmüyorlardı.
“Gelin evi” veya gerdek çadırının Türklerde kutlu olduğunu, yukarıda söylemiştik. Dede Korkut kitabında şöyle deniyordu: “Oğuz zamanında bir yiğit ki evlense, ok atar idi Oku ne yerde düşse, anda gerdek diker idi. Beyrek Han dâhi okun attı, dibine gerdiğin dikti. Adaklusından bir kırmızı kaftan geldi: Beyrek giydi.” Görülüyor ki gerdek yeri eski ve kutlu bir gelenekle okla tayin ediliyordu. Nişanlısından gelen gerdeldik kaftanda kırmızıdır. Beyrek Han bu kaftanı kendisinden sonra evlenmeleri için kırk yiğidine ve sonra da bir dervişe vermek isteyecektir. Kerkük’te de gelinler, hamamın üçüncü günü gelinlik elbisesini, fakir bir kaza veriyorlar ve ondan sonra da artık çeyizlerinden giyinmeye başlıyorlardı. Yine Dede Korkut’ta görklü ve kutlu gerdek için, “ev yanında diMlse gerdek görklü, uzunca tenefi (yani ipleri) görklü” deniyordu. Bundan da anlaşılıyor ki, gerdek evi, obanın içinde oluyordu. Yine Dede Korkut’taki “ala kızıl gerdek” deyimi ise, gerdek evinin haşmetini gösteren bir söz olmalıydı. Bazen de gerdek otağına, “ap alaca gerdek” deniyordu. Yine “Oğulı ulu gerdeğe geçürem” derken de, gerdeği ulu ve kutlu sayıyorlardı. Anlaşıldığına göre gerdek odası, kuru bir oda değildi. Dede Korkut’ta “gerdeği içinde yeyüp içüp, bihaber oturur idi” dendiğine göre, gelin ile güveyi gerdekte yeyip içip, konuşarak birbirlerine yakınlaşma imkânını buluyorlardı. Gerdek, bir dilek ve murat yeri idi Oğuz Kağan nasıl dilediğini, yani (tilegüsin) gerdekte aldı ise “Kanturah da gerdeğine girip, muradına maksuduna erişmişti”. Ancak bu dilek ve murat, onlara Tanrı tarafından yazılmış ve nasib edilmiştir. Ancak yiğidin görülecek bir işî, alınacak bir öcü varsa, gerdekte kılıcını karısı ile kendisi arasına koyuyor ve böylece zifafı geciktiriyorlardı.
“Gelin odası”nın başta gelen sembolleri ise yastık ile yorgandı. Yastık, evlilikten daha Önde geliyordu. Bunun için Dede Korkut’ta Banı Çiçek kocası için “gönül ile sevdügüm, bir yasdukta baş koyduğum, yolunda öldüğüm, kurban olduğum” diye ağlıyordu. Küfürlerini de yastık üzerine yapıyorlar ve “yarım kerpüç yasduklu, yonma ağaç tanrılı” diye gâvuru küçümsüyorlardı. Türk mitolojisinde güçlü ve büyük hatunlar, gerdekte erkeğin üstünlüğüne dayanamazlardı. Kanıkey Hatun, Manas Hanı gerdek odasında vurup, ölesiye yaralamıştı. Bu duyguyu Mete ile Oğuz Han’ın babalarını öldürmeleri psikolojisi ile karşılaştırmamız gerekir.
Boyoz Tarifi
31 Ekim 2009 Yazan admin
Kategori Börek Tarifleri
Boyoz Yemeği tarfilerini sizin icin bulduk
Malzemeler:
2 su bardağı un
1 çay bardağı ayçicek yağı
1/2 çay bardağı su
1 adet yumurta
2 yemek kaşığı tahin
1 tatlı kaşığı tuz
100 gram tereyağı
Üzeri için;
1 yumurta sarısı
1 yemek kaşığı süt
Yapılışı:
1. Çicek yağının yarısı, yumurta, tahin , tuz ve suyu iyice karıştırın.Üzerine unu ilave ederek ele yapışmayacak bir kıvamda yoğurun.Hamuru 2 saat dinlendirin.Hamuru tezgaha alın.Elinizi kalan çicek yağı ile yağlayın.Hamuru iki elinizke inceltebildiğiniz kadar açın.Bu arada eliniz sık sık yağlamayı unutmayın.Hamuru rulo şeklinde sarın, üzerini streç filimle kapatıp bir gece buzdolabında bekletin.
2.Soğuk tereyağını iki yemek kaşığı unla birlikte açın.Buzdolabından çıkardığınız hamuru merdane ile açın.Üzerini artı şeklinde kesin.Hamurun yarısına tereyağını yerleştirin.Hamurun diğer yarısını yağın üzerine kapatıp kenarlarından bastırarak yağın tamamen içerde kalmasını sağlayın.Buzdolabında bir saat bekletin.Hamuru tekrar açın ve elde ettiğiniz dikdörtgenin dar olan her iki kenarından tutup uç uca gelecek şekilde ,ortaya dogru katlayın.Kat yeri arada kalacak şekilde tekrar ikiye katlayın.Hamurun üzerini kapatıp 30-40 dakika bekletin.
3. Hamuru küçük bezelere ayırın.Bezenin bir tanesini elinize alın.Daire şeklinde iki parmağınızla inceltin.Kenarlarından büzerek ortada toplayıp yağsız tepsiye ters çevirin.Üzerine yumurta ve sütü birlikte çırparak sürün.
4.Önceden ısıtılmış fırında 20 dakika pişirin.Fırından çıkarıp servis tabağına alın.Haşlanmış yumurta ile birlikte servis edin.Afiyet olsun.
Yüzyıllardır İzmir ve çevresinde tüketilen boyoz aslında bir Musevi yiyeceğidir. Zaten artık kullanılmasa da geçmişte “Yahudi Böreği” olarak da geçtiğini biliyoruz adının. Araştırmalar bu yiyeceğin kökeninin Sefarad kültürüne dayandığını gösteriyor. Sefarad kökenli Musevilerin İspanya’dan gelirken yanlarında getirdikleri bir ürün olan boyoz, doğal olarak yalnızca Ege Bölgesine has bir ürün değildi.
Seferad yahudileri, Ege Bölgesi başta olmak üzere İstanbul ve Anadolu’nun pek çok yerine dağıldıklarında da boyozu Anadolu halkına tanıtmışlardı. Ama sadece İzmir ve çevresinde beğenilip, ticari bir ürün gelebildi boyoz.
Boyoz ustaları arasında en ünlüsü efsanevi Boyozcu Avram’dı. Kemeraltı’nda bulunan fırınında yaptığı boyozlar halk arasında çok ünlü idi. Hatta Avram usta öldükten sonra çok sayıda fırın bu üne sahip çıkarak kendi ürünlerini “Boyozcu Avram’ın boyozları” adı ile satmışlardı.
Bu kadar ünlü ve yaygın bir yiyecek olan boyoz sözcüğünün anlamını bulabilmek için Yahudilerin 1492 yılındaki İspanya’dan Anadolu’ya gerçekleştirdikleri göçe dönmemiz gerekiyor. Seferad olarak anılan bu Museviler yolculukları sırasında yanlarında sadece inançlarını değil, aynı zamanda kültürlerini de getirmişlerdir.
Anadolu’ya geldiklerinde Judeo olarak bilinen İspanyol dilini kullanan bu topluluk, günlük yaşantılarında bu dili kullanmayı sürdürmüş ve okullarında yine aynı dille eğitim yapmıştır.
Öyle ise boyoz sözcüğünün kökenini İspanyolca’da aramak gerekmektedir. Bu arayış bizi Bollos sözcüğüne götürür. Bu sözcüğün okunuşu ise aynıdır, boyos. İspanyolca’da yan yana kullanılan iki “L” harfi “Y” olarak okunur. Bu nedenle bilgisayarda boyoz konusunda araştırma yapmak için “boyoz” kelimesi girildiğinde tek tük bilgilere ulaşılabilirken “bollos” kelimesi ile arama yapıldığında, hemen hemen tamamı İspanyolca binlerce bilgiye ulaşılabilir. Bunun nedeni boyozun hala İspanya ve ilişkili ülkelerde popüler bir yiyecek olmasıdır.
Günümüzde, İspanya’da, Güney Amerika Ülkelerinden Şili, Arjantin ve Peru’da yaygın olarak tüketilen boyoz, bizden farklı olarak şekerli de üretilmektedir. Ancak İzmir’de de boyozu tahinle yapan yerler mevcuttur. Bu nedenle bu tür boyozların şekerli bir tada sahip olduğu unutulmamalıdır.
Akademik bilgiler ne olursa olsun boyoz İzmir ve Ege Kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır. İster sabah, ister akşama doğru; havaya yayılan enfes kokular İzmirlilere açlıklarını hissettirir. Damaklarda yayılan lezzeti, yerlere dökülen parçaları yüzlerce yıldır bu topraklarda, eşsiz Ege Kültürünü yaşatır. Taze boyozun sıcak sıcak fırından çıktığı andaki dumanı adeta birbirleri ile dans eder lezzet yarışında.
At Kestanesinin Faydaları
31 Ekim 2009 Yazan admin
Kategori Cilt Bakımı
Yaz aylarında pembe ve beyaz çiçekleriyle yol kenarlarını süsleyen at kestanesi ağaçlarından, sonbaharda yollara iri iri taneler dökülür.
Günümüzde birçok botox etkisi yapan krem, vücut bakım ürünü ve sıkıştırıcılarda atkestanesi bulunuyor. Romatizmal ağrılar, kas ağrıları, saç dökülmesi, yüzdeki güneş lekeleri, damar ağrıları ve göğüslerin toparlanmasında son derece etkili olan atkestanesi, hemoroit tedavisinde kullanılır; bacaklardaki variste dolaşımı düzenler, ağrıları dindirir, gevşemiş boyun derisini sıkıştırır.
‘At kestanesi’ kırışık giderici kremlerde ana etken madde, Kırışık giderici kreminizi kendiniz yapın. Atkestanesi cilt bakımında mucize gibi etkileriyle tam bir şifa kaynağı olarak görülüyor. Atkestanesi ile yapılan krem ve yağlar birçok cilt sorununa kesin çözüm getiriyor. Evde at kestanesi yağı yapmak için,
Özellikle kadınların daha genç görünmek için ilgi gösterdiği kırışık giderici kremlerde ana etken madde olarak atkestanesi kullanılıyor. Ciltteki genişlemiş gözenekleri kapatıyor, yüzdeki kırmızı görünen kılcal damarları yok ediyor. Bu özellikler atkestanesinin damar büzücü oluşundan kaynaklanıyor .
Vücuttaki deri çatlaklarına ve varislere aynı şekilde muntazam olarak kullanıldığı zaman şikayetler ortadan kalkacaktır. At kestanesinden losyon hazırlamak için ise 4-5 tane atkestanesini rendeleyin. 2 tane atkestanesi yaprağı ile birlikte 2 su bardağı suyun içinde bir taşım kaynatın. 15-20 dakika demlendirin, soğuduktan sonra süzün. Hazırlanan losyon, ödem yapmış ayak ve bacaklarda, ağrıyac eklemlerde rahatlıkla kullanılabilir
Evde at kestanesi yağı yapmak için sonbaharda olgunlaşan tohumlar kabuğundan çıkarılıp rendelenir. Bir kavanozun üçte biri at kestanesi ile doldurulur, geri kalanına saf sızma zeytinyağı konulur ve kızgın güneşte 45 gün bekletilir. Her akşam çalkalanır. Daha sonra süzülür, bir cam şişeye doldurulup serin yerde saklanır. İhtiyaç hissedilen her durumda şikayet edilen tüm vücut bölgelerinde bu yağ rahatlıkla kullanılabilir. Göz çevresi kırışıkları, kılcal damar çatlamaları ve gevşemiş boyun derisinin düzeltilmesi için her akşam yatmadan birkaç damla yağ ile yüze ve boyuna masaj yapmak faydalıdır.
Hayvanlar Ve İnsanların Cinsel iLişkileri
İnsanların uzun caglardan beri Hayvanlara, Hayvanlarında insanlara bazı cinsel yaklaşımlarda bulundugu hem gözle görülmüş hemde bilimce kanıtlanmış şeylerdir..Bu yapılna ilişkilerin yada yapmaya çalışılılan bu edepsizliğin ALLAH Tarafındanda yasaklandığı ve insanlar tarafından kınandığıda çok defa görülmüş şeylerdir..
Çoğu halkların mitolojilerinde çok güzel kadınlarla onları baştan çıkarabilmek için hayvan kılığına girmiş erkek tanrıların cinsel birleşmelerini konu alan öykülere rastlanır, örneğin, Yunan mitolojisinde, tanrı Zeus Leda’yla birleş mek için kuğu kılığına, Europa’yla birleşmek için de boğa kılığına girer. “Güzel kadın ve hayvan” ilişkisine çoğu ülkelerin edebiyatında rastlanır. Eskiçağ bize bu tür örneklerle dolu bir edebiyat ve re sim sanatı bırakmıştır. Çok az rastlanmakla birlikte hayvanlarla cinsel birleşme denemesinde bulunan kadınların varlığı gerçektir.Kinsey’in incelemeleri insan hayvan ilişkileri konusunda yüzde sekizlik bir oran ortaya koyar; bu oran kırsal bölgelerde biraz daha yüksektir.
Çok eski çağlardan beri yasalar, hayvanlarla cinsel ilişkiyi yasaklamıştır, örneğin, Hitit yasalarına göre “bir erkek bir inekle cinsel ilişkide bulunursa ölüm cezasına çarptırılırdı.” Ama bir boğa bir in sana tecavüz ederse, insan değil, boğa öldürülürdü. Yine Hitit yasalarına göre “bir erkek bir katırla ya da bir beygirle cinsel ilişkide bulunursa bu erkek öldürülmez, fakat krala yaklaştırılmayacağı gibi, rahip de olamazdı,” Erkek hayvanların başka türlerden dişilerle çiftleşmesine oldukça sık rastlanır. Gerçekten de, anatomik bakımdan bir engel olmadıkça ayrı türden hayvanların çiftleşmesinin bir sakıncası yoktur. Ama bu birleşme bir gebelikle sonuçlan maz. Kuşlarda ve iri memelilerde bu tür birleşmelere çok rastlanır. Bu tür çiftleşmelerin bilimsel olarak gözlenmesi oldukça yenidir. Yakın bir geçmişe kadar ayrı türden hayvanların çiftleşmeleri olanaksız olarak değerlendiriliyordu.
İnsanda, durum farklıdır. İnsanın hayvanlarla cinsel birleşmede bulunması anatomik olarak yani vücut yapısı bakımından zordur. Çünkü insanın vücut yapısı hiçbir hayvanınkiyle karşılaştırılamaz. Ayrıca insandaki psikolojik koşullanma da bu tür birleşmeler için önemli bir engel meydana getirir. Daha önce de söylendiği gibi, hayvanlarla kurulan ilişkilere daha çok kırsal bölgelerde rastlanır ve ergenlik çağına varan erkekler tarafından uygulanır. Bu birleşmeler yaş ilerledikçe azalır; çünkü artık kişiye heteroseksüel etkinlik egemen olmuştur. Hayvanlarla çiftleşmeye, hayvanlar arasındaki bir birleşmenin yol açabileceği bir heyecanlanma neden olabileceği gibi, bu tür davranışta bulunan arkadaşları taklit etmek arzusu da böyle bir birleşmenin kaynağı olabilir.
İlişki kurmak için seçilen hayvanlar genellikle kedi ya da köpek gibi ev hayvanlarıdır. Ama düveler, dişi koyunlar, keçiler ve dişi eşekler de bu tür ilişkiler için yararlanılan hayvanlar arasında yer alır. Dişi koyunlarla yapılan birleşme uzun süre kırlarda yaşayan ve bu nedenle kadınlarla az ilişkide bulunan çobanlar arasında yaygındır. Erkek hayvanlar bu tür deneylere çoğunlukla sert tepki gösterirler. Bu ilişki zaman içinde uzarsa, çocukla hayvan arasında duygusal bir bağın doğması mümkün olabilir.Cinsel yaşam insanoğlunun en önemli sorunlarından biridir. Cinsel yaşamın gelişmesi çağlara bağlı olarak değişiklikler gösterir.
CİKOLATALI SÜTLAC TARİFİ (MILCHREIS MIT SCHOKOLADE)
19 Ekim 2009 Yazan admin
Kategori Pasta Tarifleri
Sütlacın çikolatalısı olurmu? Merhaba Size Yeni bir tarif sunuyoruz Bildiğiniz SütLacın çikolatası buyrun Tarifine bakalım..Görünüm Budur..
*** CIKOLATALI SÜTLAC TARIFI ***
*** MILCHREIS MIT SCHOKOLADE ***
MALZEMELER:
* 1 litre süt (Milch)
* 1 su bardagindan 1 parmak eksik pirinc (Reis)
* Yarim su bardagi seker (Zucker)
* 50 gr.sütlü cikolata (Vollmilch schokolade)
* 70 gr.bitter cikolata (Zartbitter schokolade)
YAPILISI:
* Sütü ocaga alin kaynayinca pirincleri yikayip
ilave edin tekrar kaynayinca altini kisin
* Yaklasik yarim saat veya 40 dakika pisirin
* Ocaktan indirmeden sekerini ilave edip
5 dakika daha altini acip kaynatin ocaktan alin
* Ocaktan indirdikten hemen sonra icerisine
parca cikolatalari ilave edip eriyene kadar karistirin
* Kaselere bölün istediginiz gibi süsleyin
* Soguyunca servise hazirdir
Afiyet Olsun..
Bebek Nasıl Uyutulur?
Bebekler Günde 16 Saate kadar uyuyabilirler.. Fakat Çoğu zamanda Gecelerinizi Mahvedebilir.. Sizin için onları uyutmak işkenceye dönüşebilir. Yeni anneler için araştırdığımız bebek uyutma yöntemlerini sizler için toplayıp derledik.. Devamını oku
Yeni Jartiyer Modelleri
Dış güzelliğe önem veren hanımların en az dış güzellik kadar önem verdikleri iç giyimdir.. Karşı cinsi kendinize çekmenin en büyük sırrı kim ne derse desin çekici iç giyimden geçer.. Sizler için çok güzel yeni jartiyer modelleri derledir.. Umarım hoşunuza gidecek modelleri toplayabilmişizdir. Devamını oku


