Değişik Saç Modelleri

27 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Saç Modelleri

1990′lardan önce pek saç modeli çeşitleri yoktu, son 19 yıldır değişik ve popüler bir çok saç modeli günümüzde gençler tarafından kullanılmaktadır. Bizde sizler için en güzel değişik saç modellerini sizlere sunuyoruz.. Devamını oku

Manikür Nasıl Yapılır

27 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Makyaj

Tırnaklarınızı güzelleştirmek için dikka edeceğiniz püf noktalar nelerdir? Frech Manikür Nasıl Yapılır video Anlatımı Bakımlı Bayanlar için pembeli.net te sizler için Devamını oku

Temizlik

25 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Pratik Bilgiler

Pratik Çözümleri Arstırdık Ve İlkönce Temizlikten baslamaya kadar verdik..

Temizlik

Çaydanlığınızın içinde biriken kireç tortusunu temizlemek için, 15 dakika kadar içinde sirke
kaynatın.

Sürahinizin dibi kir tutmuş ise, içine bir avuç tuz ile sirke koyup çalkalayınız, tertemiz olacaktır.

Bakır kaplarınızı parlatmak için bir bezi sirke ile hafifçe ıslatıp, bakırı ovun.

Yağlı şişeleri temizlemek için önce yıkamak gerekir. Sonra durulanan şişenin içine sodalı su koyarak sallamaya başlanır. Beş dakika kadar sallanan şişe çalkalanıp bu sefer içine kahve telvesi ilave edilir. Bir sürede bu şekilde sallanan şişe kısa zaman sonra yağlardan tamamen temizlenmiş duruma gelecektir.

Evde ortaya çıkan karıncaları yok etmek için kahve telvesi kullanmanız iyi sonuç verecektir.

Bulaşık suyunuza bir kaşık sirke katmakla bulaşıklarınızın daha kolay ve güzel yıkandığını göreceksiniz.

Paslanmaz çelikten tencereler zamanla parlakligini kaybedebilir. Biraz sirkeyi atese koyup isitin. Sonra yumusak bir bezi bu ilik sirkeye batirarak iyice ovun. Ama sonra da iyice durulayin. Bir fanila parçasiyla parlatirsaniz, çelik tencereniz piril piril olur.

Kristallerin isil isil parlamasi için, yikadiktan sonra durulama sirasinda sirkeli suya batirin. Göreceksiniz bardaklariniz, kadehleriniz piril piril olacaktir.

tem

Sebzelerinizi tuzlu suda yikamayi aliskanlik haline getirin. Tuzlu su, sebzeleri daha etkili ve çabuk temizler.

Parlakligini yitirmis bir sürahiye eski halini kazandirmak için yarisina kadar yirtilmis gazete kagidi doldurun, üçte birine de sicak su doldurup sıkı sıkı sallayın.

Teflon tavalar, tencereler çok kullanilmaktan ötürü zamanla sararir. Bunu önlemek için zaman zaman, içine su biraz da çamasir suyu koyduktan sonra atesin üstünde kaynatin. Indirince de önce sicak, sonra da soguk suyla iyice durulayin. Teflonunuzun sari rengi kaybolacaktir.

Pisirirken tencerenin dibi mi tuttu? Bir gece tuzlu suda bekletin, tencere daha kolay temizlenecektir

Sac Bakımı Nasıl Yapılır?

25 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Saç Bakımı

Sac Bakımın En inCe Detaylarını sizler icin arastırdık..

saC

Pırıl pırıl yanan güzel ve bakımlı saçlara sahip olmak istiyorsanız önce saçınızın yapısını tanımalısınız. ve saç bakımı yapmalısınız. Normal ve sağlıklı saçların dışında üç türlü saç tipi vardır: İnce Telli ve Kolay Kırılan Narin Saçlar Yağlı Saçlar Kuru Saçlar
Bakımlıyız.Com – Saç Bakımı Nasıl Yapılır
Saç Bakımı İçin Mutfağınızdan Faydalanın
Saçlarınızın pırıl pırıl olması için sirkeli su ile yıkayın

Saçlarınızın beyazlamasını geciktirmek ve güçlendirmek için; Bir avuç sarmaşık yapraklarını1 litre suda 10 dakika kaynatın. Saçlarınızı şampuanla yıkadıktan sonra bu su ile durulayın.

Eğer saçlarınıza röfleli bir görüntü kazandırmak istiyorsanız Sarmaşık yapraklarını kaynattığınız suya 1 demet maydanoz atarak kaynatın ve saçınızı bu su ile durulayın.

Kepeklerinizden kurtulmak istiyorsanız haşlanmış kereviz suyuyla saçınızı yıkayın.

sacc

Güçlü ve parlak saçlar için saçınızı zeytinyağı ile tarayın ve diplere işlemesi için başınıza bir havlu sarıp bir iki saat bekleyin. Daha sonra Saçınızı uygun bir şampuanla yıkayın.

Saç diplerinizdeki kaşıntıyı ve kuruluğu önlemek için saçınızı elma sirkesi ile yıkayıp 10 dakika bekleyin ve durulayın. hem kaşıntıdan kurtulacaksınız hem de saç diplerinizdeki kuruluktan kurtulduğunuzu göreceksiniz.

Saçlarınızın kolay taranması ve elektriklenmemesi için spreyli bir şişenin içine az miktarda saç kremi koyup biraz su ile sulandırın ve saçlarınıza sıkın. Saçlarınızın çok kolay tarandığını ve elektriklenmediğini göreceksiniz.

Kepeksiz ve pırıl pırıl saçlar için bir kaşık balı yarım çay bardağı suyun içinde erittikten sonra saç diplerinize parmaklarınızla bu su ile masaj yapın ve saçlarınızı durulayın.

Her gün yatmadan önce saçlarınızı yumuşak bir fırça ile fırçalayarak basit şekilde saç bakımı yapabilirsiniz. Hem gün boyu saçlarınıza toplanan tozları temizlemiş hem de saçlarınızı canlandırmış olursununuz.

Saçlarınızın beyazlamasını geciktirmek ve güçlendirmek için; Bir avuç sarmaşık yapraklarını1 litre suda 10 dakika kaynatın. Saçlarınızı şampuanla yıkadıktan sonra bu su ile durulayın.

Cinsellik Nedir?

24 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Cinsellik

Cinselliği En in detayına kadar Sizin icin arastırıyoruz…

Cinsel

Beden ve ruh sağlığımızın en temel olgusu cinsellik; Türkiye’de gerek toplumsal gerekse dini açıdan tabu olarak kabul edildiği için, çözümlenmesi zor toplumsal sorunlara neden olabilen çok hassas bir dürtüdür. Bu dürtü ikincil öneme sahip bir dürtüdür, amacı neslin devamını sağlamaktır. Ayrıca zevk verdiği için, iletişim, paylaşım olduğu için ve yapılması gerekli olduğuna inandığımız bir şey olduğu için cinsellik yaşanır. Cinsellik; çoğu zaman yasaklanır, kontrol edilmeye çalışılır, dogmalar ve katı bir kurallar yığınının içine hapsedilir, kimi zaman ise alaya alınır, ısrar edilir, teşvik edilir, hatta paranoyak ve düşmanca bir tavırla yaklaşılır. Anlayacağınız içi boşaltılmış ve çelişkilerle doldurulup ağırlaştırılmıştır. Cinsellik; günahkarlık, bedel ödeme, korku, endişe, güvensizlik, kaygı, önyargı ve bilgisizlikle kuşatılmıştır. Dayanılması zordur. Ancak doğal olarak insanoğlu sapına kadar cinseldir. Yaşamı renklendiren, daha keyifli ve eğlenceli hale getiren cinsellik hayatımızın çok önemli yaşamsal, sağlıklı ve ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü cinselliğin toplumsal, ahlaki, bedensel, duygusal ve dini boyutları vardır. Ayrıca kişiler cinselliği tüm hayatları boyunca sürdürürler. Beden ve ruh olarak genel iyilik halimizin vazgeçilmez bir parçası olan cinsel duygular, fanteziler ve arzular; doğaldır ve bütün yaşamımız boyunca da var olacaktır. Cinsellik, ilk önce kendini ve partnerini iyi tanımakla başlar. Kendisi hakkında olumsuz düşüncelere sahip olmayan ve kendisini seven, sayan ve güvenen bir insan partnerine de bu olumlu duygularını yansıtabilir. Bu nedenle karşılıklı güven, dürüstlük, açıklık, sevgi ve saygı çerçevesinde yaşanılması gereken ve mutluluk veren cinsellikte önemli noktalardan biri de, kişilerin birbirlerine karşı iradeli ve sorumlu davranmaları, herkesin birbirinin mahremiyetine saygı göstermesidir.

cinsell

Çünkü cinsellik asla sömürücü ve zorlayıcı olmamalıdır, tüm cinsel davranışların bir sonucu vardır ve kişiler bu sonuçlara razı, bedensel, toplumdaki konum ve duygusal açıdan hazır olduklarında cinsellik yaşanmalıdır. Aksi durumlarda kişiler ve partnerleri zarar görebilirler. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam başıboş ve kuralsız değildir. Kendi haline bırakılsa, doğal bir şekilde yaşanan cinsellik; ruhsal ve bedensel bir rahatlama sağlayarak, dünyayla aramızdaki bağı pekiştirir. Bu bağ kişiden kişiye değişiklik gösterdiğinden, cinselliğin tanımı ve anlamı da değişkendir. Kısaca cinsellik; kadın ya da erkek olmak, üremek yani hayatın ve de neslin devamını sağlamak için var olan bir dürtü ve daha çok beden teması sonucu hissedilen bir mutluluk hissi ve haz duymaktır. “Neden cinsellik hayatımızın en önemli parçasıdır?” sorusunun yanıtı da cinselliğin tanımında yatmaktadır. Çünkü insanoğlu cinselliği üremek için, zevk duyduğu için, iletişim, paylaşım olduğu için ve yapılması gerekli olduğuna inandığımız bir eylem olduğu için yaşar ve yaşatır. Yıllardır bize ne kadar çok sıklıkta yapılırsa o kadar iyi olduğu öğretildi veya öğrenildi. Ama buna rağmen büyükler genellikle çocuklarına cinsel yaşam hakkında bilgi vermekten kaçınırlar. Bugün, istenmeyen gebeliklerden korunmak kalabalık dünya nüfusunun en başta gelen sorunlarından biridir. Bu nedenle insanlar, üreme yaşına gelmeden önce cinsellik bilgilerini tamamlamalı ve kendi kontrollerinde mutlu bir yaşam sürmelidirler. Çünkü doğurganlık cinselliğin bir parçasıdır. Kromozomlar, cinsel salgı bezleri, hormonsal içerik, dış ve iç cinsel organlar ve ikincil cinsiyet özellikleri kişinin cinselliğinin biyolojik özelliklerini yansıtır ve “cinsel kimlik” oluşmasına katkıda bulunur. Cinsel kimlik kişinin kendi kadınlığı ya da erkekliği hakkındaki duyumsamasıdır ve sosyal bir olgudur. Çünkü 2-3 yaşlarından itibaren herkesin kendi hakkında “kadınım” yada “erkeğim” şeklinde sağlam bir kanaati vardır. Cinsel kimliğin kazanılmasında kişinin hayatında belirgin rolü olan anne, baba gibi kişilerin ve yaşanan sosyal çevrenin etkisi büyük önem taşır. “Toplumsal cinsiyet” kişilerin toplumda kendilerini erkek veya kadın konumunda göstermek için yaptığı ve söylediği şeylerin tümü olarak tanımlanır. Cinsiyet rolü ve toplumda cinslere atfedilen roller toplumsal cinsiyet kavramının bir parçasıdır. Çiftlerin hoş duygular içinde birbirlerine yakın olmak, sarılmak, öpüşmek, masaj yapmak, birlikte banyo yapmak, sohbet etmek, dokunmak, birlikte mastürbasyon yapmak yada cinsel birleşme yollarıyla birlikte haz duyarak cinselliklerini paylaşmak istemeleri olarak adlandıracağımız “cinsel yakınlık” ise, cinselliğin karşı cins, aynı cins yada her iki cinsle yakın beden teması olarak cinsel haz duyacak şekilde yaşanmasıdır. Cinselliğin anlamını keşfetmek için; cinsel yaşamınızı dönüştürme gücünüzün farkına varmanız, cinselliği nasıl kullanılacağınızı öğrenmeniz, yaratıcılığınızı ortaya çıkarmanız ve cinsellik hakkında sahip olduğunuz düşünce biçiminde devrim yaratmaya hazır olmanız gerekir. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam için; öncelikle cinsellik hakkındaki önyargı ve mitlerden kurtulmak, kendimizi ve partnerimizi iyi tanımak ve doğru bilginin sahibi olmak gerekmektedir. Aşk, mahremiyet ve cinsellik işte bu bilgi gerekliliğinden dolayı ayrılmaz bir üçlüdür. Cinsel bilgilenme; kişisel isteklerinizi ve ihtiyaçlarınızı doğru tanımlayıp gerçek cinsel kimliğimizi ortaya koymanıza ve korkularınızı keşfedip onlarla yüzleşerek bunu bir sorun olmaktan çıkarmanıza yardımcı olacaktır. Cinsellik bazen kişinin hayatındaki temel güçlerden biri haline gelebilir. Cinsellik; fizyolojik ve psikolojik süreçleri olan, yaygın ve önemli bir güçtür. Çok sayıda değişkeni olan aktif, dinamik ve organik bir süreçtir. Cinsellik bir olma sürecidir. CİSED (Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği) olarak cinselliğin cinsiyeti, cinsel organları, bedeni, özdeki görüşü, seçim ve tercihleri, nasıl tanımladığımızı, hissettiğimizi ve düşündüğümüzü içerdiğini düşünüyoruz.

Kadın Hastalıkları Nelerdir?

24 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Kadın Hastalıkları

Kadın Hastalıklarını Sizler icin arastırdık ve arastırmaya Devam Edeceğiz..

kadınn

KADIN HASTALIKLARI

Kadın üreme organlarına ilişkin hastalıklar “kadın hastalıkları” adını alır. Kadın hastalıklarını inceleyen bilim dalına da “jinekoloji” denir. Jinekoloji kadın üreme organlarına ilişkin her türlü hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşır. Kadın üreme organlarının doğumla ilgili bolümüyse “obstetrik” yani “doğum bilgisi” adını alır. Doğum ve kadın hastalıkları, bir bütünün ayrılmaz parçaları olduğundan bu konularla ilgilenen uzman hekime “Doğum ve Kadın Hastalıkları uzmanı” denir. Yani bir doğum ve kadın hastalıkları uzmanı, doğumla, kadın hastalıklarının teşhisi, tıbbi tedavisi ve operasyonları ile ilgili konularda tıp eğitiminden sonra belli süre (4 yıl) eğitim görmüş bir hekimdir.

KADIN HASTALIKLARINA GİRİŞ:

Dışardan içe doğru kadın üreme organlarında görülen başlıca hastalıklardan söz edeceğiz. Kadın üreme organlarında görülen her hastalıktan söz etmek konunun bütünlüğünü bozacağı düşüncesiyle, önemli ve sıklıkla görülenlerinden söz etmeyi uygun gördük. Kadın hastalıklarının bir bölümünden daha Önceki bölümlerde konunun gereği olarak söz edilmiştir. Bu bölümde daha önce anlatılmayan diğer bazı kadın hastalıklarından söz edeceğiz. Konuya kadın üreme organlarında görülen, doğumsal yapı bozukluklarıy-la başlamayı uygun bulduk.

KADİN HASTALIKLARINA GENEL BAKIŞ:

kadın

Kadın hastalıkları adlı bu bölümde kadının üreme organlarını ilgilendiren hastalıklar incelenecektir. Kadının üreme organlarında gelişen hastalıklar, üç yönden önemlidir, önceleri yalnız üreme organlarından birini tutmuş olan herhangi bir hastalık, bir süre sonra diğer üreme organlarına ve/veya vücudun üremeyle ilgisiz organlarına yayılıp, kadının bedensel sağlığını olumsuz yönde etkiler. Üreme organlarını ilgilendiren hastalıklar, diğer yönden bu organların ana görevlerinden biri olan üreme işlevlerini de aksatarak kadının hamile kalmasına, eğer kalmışsa hamileliğini sürdürmesine engel olabilirler. Bu hastalıklardan bazıları dölütü de (fetus) olumsuz yönde etkileyebilir. Son olarak da, bu organlarda gelişen çeşitli hastalıklar, kadının cinsel yaşamında aksaklıklara yol açarak çok ciddi psikolojik sorunların gelişmesine neden olabilirler. Her kadının, kadın olarak gerek bedensel gerekse de psikolojik yönden bazı risklerden uzak kalması için yılda hiç değilse iki kez bir kadın hastalıkları uzmanına başvurup gerekli kontrolleri yaptırması son derece yararlı olacaktır. Bu yarar yalnız kendisi için değil, ortak bir yaşam sürdürdüğü eşi ve sahip olacağı çocukları için de geçerlidir. Kadın hastalıklarını incelemeye başlamadan Önce, kadın hastalıklarının teşhisinde yararlanılan bazı muayene yöntemlerinden söz edeceğiz.

KADIN HASTALIKLARININ BELİRTİLERİ:

Kadın üreme organlarına ilişkin hastalıkların belirtileri, diğer bir deyişle kadında yol açtığı yakınmalar başlıca 4 çeşittir: 1 Ağrı 2. Kanama 3. Akıntı 4. Karın büyümesi.

Bu belirtilerin bir ya da birkaçı birlikte bulunabilir. Bu belirtiler tüm kadın hastalıklarının ortak belirtileridir. Yapılan muayene yöntemleriyle bu yakınmalara yol açan’ nedenler ortaya çıkarılarak tedavi planlanır. Şimdi sırayla bu belirtilere hangi kadın hastalıklarının yol açabileceğini kısaca gözden geçireceğiz.

KADIN HASTALIKLARININ TANISINDA UYGULANAN BAZI MUAYENE YÖNTEMLERİ:

Kadın hastalıklarının tanısıda, bazı teknik yöntemler hekime yardımcı olarak, hastalıkların teşhis edilmesine olanak sağlar.Çünkü insan duyuları her olayı görmek ve hissetmek İçin yeterli değildir. Bu tıbbi teknik yöntemler, insan duyularının erişemediği boyutları açıklamakta ve hekime teşhis için ipuçları vermektedir. Yani hekim çıplak gözle göremediğini, mikroskopla ya da röntgenle görebilmekte, bunları bilgisiyle değerlendirerek bir teşhise varabilmektedir. Bilgilerimizin giderek artışı ve teknik yöntemlerin hızla gelişmesi, bugün için bilinmeyen pek çok konuyu aydınlatmıştır. Bunların sonucunda da hastalıkların teşhisi daha erken dönemde yapılabilmekte, tedavileri de ona göre daha etkin olabilmektedir. Yine bilgilerimizin artışı ve teknik yöntemlerin gelişmesi, tedavi alanında da gelişmelere yol açmıştır. Böylelikle hastalıkların tedavi edilebilme ve tedavide başarı şansı artmıştır.

Şimdi aşağıda sırayla, kadın hastalıklarının tanısında hekime yardımcı olan muayene yöntemlerinin bazılarından söz edeceğiz. Vaginal muayene (Vaginal tuşe): Kadm hastalıklarının teşhisinde başvurulan ilk muayene yöntemi “vaginal tuşe” dir. Bu muayene için hasta “jinekolojik muayene masası”na yatırılır ve hasta burada muayene için uygun pozisyonda yatar, zaten bu masanın özelliği hastanın muayene için uygun pozisyonda bulunmasına yardımcı olmaktır. Hekim hastanın yakınmalarını dinledikten sonra önce dıştan görebileceği belirtileri gözle arar yani kısa bir gözlem yapar. Daha sonra “spekulum” ya da “valf” admı alan demir aletlerle kadının vaginasını aralayarak, rahim ağzmı (serviks uteri), vaginayı inceler, oralarda bir hastalık belirtisi olup olmadığını (rahim ağzında erozyon, vaginitis gibi) arar. Daha sonra ise hekim bir elinin (genellikle sağ) bir ya da iki parmağını vaginaya sokar, diğer eliyle karın üzerinden kullanarak, uterusu, ovaryumîan arar, normal olup, olmadıklarını (miyom, ovaryum kistleri gibi) araştırır. Bu muayenelerle sağlanan bulguların kesinleştirilmesi ya da varsa bir kuşkunun giderilmesi için gerekli başka muayene yöntemlerine başvurulur. Vaginal smear (Vaginal yayma, eksfölyatif sitoloji): Daha önce de söz ettiğimiz gibi vaginayı kaplayan doku tabakası (vagina derisi, vagina mukozası) periyodik olarak salgılanan hormonların periyodik değişimlerine uyum gösterir. Aynı zamanda vaginayı kaplayan doku tabakasında bulunan hücreler zamanla dökülerek, yerlerini genç hücrelere bırakırlar, yani sürekli yenilenirler. İşte bu özelliklerden yararlanılarak, vaginadaki salgının mikroskop altında incelenmesiyle bazı hastalıkların teşhisinde ipuçları yakalanır. Vaginal smear alınması ya da sitolojik muayene için hasta jinekolojik muayene masasına yatırılarak kuru bir spekulum yapdımıyla vagina açılır. Ucunda pamuk sarılı bir çubuk ya da tahta bir araçla, istenilen amaca göre serviks ya da vagina duvarına sürtme ile istenilen muayene materyeli alınır. Daha sonra bu materyel bir cam (lam) üzerine yayılır, Özel boyalarla boyanarak mikroskop altında incelenir. Vaginal smear ya da sitolojik muayene başlıca iki amaçla uygulanır. 1. Kanser araştırması, 2. Hormonal durum hakkında bilgi edinmek. Hasta için ağrısız, kolay ve son derece yararlı olan bu muayene yöntemi, özellikle rahim ağzı (serviks uteri) kanserlerinin erken dönemde teşhis edilebilmesi İçin çok yararlı bir muayene yöntemidir. Bu nedenle her kadının yılda iki kez, en az bir kez bu testi yaptırması önerilir. Uygar ülkelerde yaygın olarak uygulanan bu muayene yöntemi, ülkemizde de giderek artan bir uygulama alanı kazanmaktadır.

EgzerSiz Nedir?

24 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Egzersiz

Egzersizle ilgili Soracagınız bütün soruları Sizin icin arastırıyoruz..

egzer

Fizik aktivite, iskelet kaslarının kasılması sonucunda üretilen, bazal düzeyin üzerinde enerji harcamayı gerektiren bedensel hareketlerdir. Egzersiz, fizik aktivitenin alt sınıfı olarak kabul edilir. Planlı yapılandırılmış, istemli, fiziksel uygunluğun bir ya da bir kaç unsurunu geliştirmeyi amaçlayan sürekli aktivitelerdir.

Egzersiz amacı oksijen dağılımını ve metabolik süreçleri yoluna koymak, kuvveti, dayanıklılığı geliştirmek, vücut yağını azaltmak, kas-eklem hareketlerini iyileştirmektir. Bütün bu yararlar iyi bir sağlık için gereklidir ve herkes günlük yaşamına rutin bir egzersiz programı katmalıdır. egzersiz için genç-yaşlı ayırımı yoktur, bununla birlikte yorucu egzersizin riskleri vardır. Haftada 3 kez, 20 dakika ve yukarısı bir egzersiz yeterlidir. Haftada 5 kere ya da daha fazla seanslar için 15-25 dakikalık süreler üst düzey yarar sağlar.

Yorucu bir egzersizden en az 3 saat önce yemek yenmelidir, sıvı egzersiz öncesi (1 bardak), egzersiz esnasında ve sonrasında alınabilir.

Isınma ve soğuma, egzersizin önemli bölümleridir. “Isınma”, vücudun dinlenmeden aktiviteye geçişine, “soğuma” ise aktiviteden dinlenmeye sağlıklı bir biçimde dönüşüne (ısınmaya başlamadan önceki duruma) yardımcı olur. Yaşlı bireylerin, kaslarını hazırlanmaları için daha uzun bir ısınma dönemine ihtiyaçları vardır. Isınma çalışmaları için, düşük düzey aerobik egzersizler (esneklik, canlı yürüyüş, joging) uygulamak uygun bir yaklaşımdır. Soğuma bölümünde nabız sayısını istirahat değerine yaklaşık bir düzeye, 10-15 vurum/dakika yukarısı, ininceye kadar düşük tempoda aktiviteler (yürüyüş, esneklik) yapmak gerekir. Yoğun bir egzersizden sonra aniden duraklama, kan basıncını azaltır, dolayısıyla beyne giden kan akımını azalır, baş dönmesi ve bayılma ortaya çıkabilir, ayrıca kas kramplarına yol açabilir. Bu durum yaşlı bireyler için tehlikelidir.

Stretching, soğuma bölümü için uygundur, fakat ısınma bölümü için uygun değildir. Çünkü ısınmamış kasa uygulanan germe hareketi kası zedeleyebilir. Özel egzersizlerde, özel kaslar için stretching gerekebilir. Örneğin, bisikletçi; uyluk arka gurup, bacak, kasık ve uyluk ön gurup kaslarına, yüzücü; kasık, omuz ve sırt kaslarına stretching yapabilir.

Aerobik Egzersiz

egzer2 Aerobik egzersizi, geniş kas guruplarını kullanarak, düşük şiddetli uzun süreli aktivite olarak düşünebiliriz (maksimal kalp atım sayısının %60-80 arası). Örneğin; yürüyüş, bisiklet, joging, aerobik dans, yüzme gibi aktiviteleri içerir. Anaerobik aktivite kısa süreli yüksek şiddetli çalışmalardır; tenis, ağırlık kaldırma, kısa süreli hızlı koşular, futbol, basketbol, hentbol gibi aktivitelerde anaerobik süreçler hakimdir.

Aerobik egzersiz dayanıklılığı inşa eder ve kalbin pompalama yeteneğini dengede tutar, uzayan dönemlerde çalışma oranını yükseltir. Düzenli uygulamalar kardiyak fonksiyonları güçlendirir, HDL (iyi kolesterol) düzeyini artırır, omurgayı kuvvetlendirir ve kan şeker düzeyini azaltır. Bazı kanser türlerine de olumlu etkileri vardır. Ayrıca vücut yağ oranını azaltarak dış görünümü düzenler, kendini iyi hissetme duygusunu oluşturur. Stres ile mücadelede en iyi çaredir.

Şayet bu tür çalışmalara yeni başlıyor iseniz, yürüyüş-hızlı yürüyüş ile başlamak önerilir, bu tür aktivite haftada 3-5 saat en ideal uygulamadır. Bir hafta sonra çok düşük tempoda koşuları programınıza alabilirsiniz. Koşuların tempo ayarlamasının önemli olduğunu belirtmiştik.

Formda olmayan kişiler ya da oldukça yaşlılar, 5-10 dakikalık düşük şiddetli aerobik aktiviteler ile başlamalıdırlar (yürüyüş, bahçe çalışmaları) diğer günler haftada 3-5 kere, günde 30 dakika golf oynayabilirler.

Hızlı yürüyüş aerobik egzersiz için en kolay ve en mükemmel yoldur. Hızlı adımlarla yürüyüş, aynı mesafede, en az joging ve koşu kadar kalori harcar.

Diğer yöntemlerin yanında, koşu hızını ayarlamak için; solunum sıklığından yararlanılır, şöyle ki; koşu, rahatça soluk alıp verebileceğimiz bir tempoda gerçekleşmelidir. En kolay tempo ayarlama adım sayısı ile yapılır, 4-5 adımda yavaş yavaş soluk alınır, göğüs kafesi şişirilir, yine 4-5 adımda yavaş yavaş karın kasları kasılarak soluk verilir. Bu davranış solunum kaslarının güçlenmesine ve daha etkili solunuma olanak sağlar. Bu davranış biçimi ayni zamanda “solunum eğitimi” çalışmasıdır. Akciğerlerdeki havayı çok az yenileyebildiği için, kısa süreli sık solunum yapmak önerilmez.

Çalışmalar bu şekilde mi devam edecek? İnsan organizması mükemmel bir yapıya ve eşi benzeri olmayan sistemlere sahiptir. Bilinçli ve düzenli yüklenmeler ile onun kapasitelerini artırabilirsiniz, aşırı yüklenmeler ile tüm sistemleri felce uğratabilirsiniz. Satın aldığınız bir araba saatte 200 km sürat yapıyorsa, 5 sene sonra saatte 201 km hız yapmaz, belki de daha düşük bir hız yapacaktır. Oysa ki, spor branşlarında dünya rekorları devamlı yenilenmektedir. Bu bilimsel ve düzenli çalışmalar ile sağlanmaktadır. Kısaca, sağlıklı gelişim için uygulanacak yüklenmeler azar azar giderek artan yoğunlukta olmalı, organizma yükleri “sindirmeli” dir.

İlerleyen çalışmalarda, hızınızı, azar azar, eforunuzun sınırlarına kadar, derin ve hızlı nefes alacak duruma gelinceye kadar ya da bu durumu sürdüremeyeceğinizi düşünene kadar artırın. Bu noktaya kadar her şey aerobiktir ki onun anlamı; enerji eldesi oksijenin varlığında gerçekleşiyor demektir. Eğer egzersiz yoğunluğunu arttırmayı sürdürürseniz, anaerobik enerji üretimine baş vurursunuz, bu anda solunum sıklığı artar ve kanda laktik asit birikimi başlar. Bu durumda egzersizi kesmek zorunda kalabilirsiniz. Laktik asit hem bir enerji taşıyıcı ve hem de şiddetli eforun ürettiği, artan çalışma yoğunluğunu gösteren bir işarettir.

Aşırı eforun ürettiği laktik asit ve yüksek düzeydeki karbondioksitle beraber yüksek solunum, genel rahatsızlık ve stres duygusu oluşur. Aerobik egzersiz, çok sözü geçen anaerobik eşiğin altındaki egzersiz olarak tanımlanabilir.

Glikoz molekülünün aerobik metabolizması anaerobikten çok daha verimlidir; aerobik metabolizma, 1 mol glikozdan 38 yüksek enerji bileşimli adenozin trifosfat (ATP) adlı molekülü üretirken, anaerobik metabolizma sadece 2 molekül üretilir ve aerobik metabolizma daha az laktik asit üretir. Yani aerobik egzersiz daha hoş ve dinlendiricidir, sıkmaz ve aşırı yormaz. Birikmiş yağların aerobik kullanımı ilerleyen efor periyotlarında gerekli enerji için uygun bir rezerv oluştur. Aerobik egzersiz, uygun bir şekilde birkaç dakikadan saatlerce uzatılabilir. Orta düzeyde aerobik egzersiz esnasında, bir söyleşi de yapılabilir.

İyi bir egzersiz programı

egzer3 Bugün insanların bir çoğu kilo fazlalığından yakınır ve asla düzenli egzersiz yapmazlar. Bunların dörtte üçten fazlasının, artiritis, hipertansiyon, diyabet gibi kronik sağlık problemleri vardır. Egzersizin en önemli yararı kalbin ve akciğerlerin kapasitelerini koruma ve iyileştirmede etkili olmasıdır.

Egzersiz programına başlamadan önce sağlık kontrolünden geçmek önemlidir. Uzun yıllar hareketsiz bir yaşam sürenler ya da bilinen bir hastalığı olanlar öncelikli olarak bir hekime başvurmalıdırlar. Bireyin asla kapasitelerini aşmaması da diğer önemli bir konudur, aksi halde ciddi yaralanmalar ortaya çıkabilir. Aşırı egzersiz yaralanma ve yorgunluğa neden olabilir, üstelik bireyin başlangıç düzeyinden daha kötü durum ortaya çıkabilir.

En önemli bir konu ise, sağlıklı bireylerde dahi, aşırı egzersizin kalp krizine yol açabilmesidir. Egzersiz esnasında diğer bir önlem ise sıvı alınmasıdır (şekersiz), özellikle sıcak havalarda sıvı alımı ihmal edilmemelidir.

Kişi her yaşta sağlığını korumak için egzersiz yapabilir, fakat egzersizin tipi yaş guruplarına göre değişiklik gösterir. Tüm egzersiz formaları her bireye eşit yarar sağlamaz. Yürüyüş, koşma, yüzme ve bisiklet gibi fleksör ve ekstansör kas guruplarının ritmik kasılma ve gevşemeleri kanın kalpten kaslara ve kaslardan kalbe doğru akımını kolaylaştırır. Ağırlık kaldırma gibi egzersizlerde, izometrik kasılmalar esnasında, kaslar kan damarlarına bası yaparak kan akımını kısıtlar, kan geriye kalbe doğru yönelir. Ayrıca, izometrik kasılmalar esnasında kan basıncının akut artışı kalp hastası ya da hipertansiyonlular için tehlikeli olabilir.

Daha önce söylendiği gibi egzersizin fizyolojik olarak en önemli yararı kalp ve akciğerlerin formunu korumak ve iyileştirmektir. Yaşlanma ile kalbin etkinliği azalınca oksijen kaslara daha yavaş dağıtılır. Egzersiz kalp kasının boyunu, odaların hacmini artırır ve etkinliğini iyileştirir, kalbin pompalama gücünü artırır.

Egzersiz yüksek kan basıncını azaltır (hipertansiyon); diyastolik basınç yaş ile, 60-70 yaşlar arasında %10 yükselir. Yetersiz beslenme, sedanter yaşam ve artan ilaç tedavileri genellikle yaşlılarda kan basıncını yükseltir. Sonuç olarak arterlerin daralması nedeniyle, kalp kanı pompalamak için normalden daha fazla zorlanır. Düzenli egzersiz kan basıncını etkili olarak düşürür. Klinik deneylere göre en iyi egzersiz, arter ve venlerin büzülmesine yol açan, stres hormonları düzeyini azaltan egzersizdir. Ağırlık kaldırma, haftada üç kez en az 20 dakika jog ya da koşu, bisiklet, ergobisiklet ya da bu egzersizlerin kombinasyonu kan basıncının düşmesine katkı sağlar.

Kalp Atım Sayısı (Nabız) ve Çalışma bölgesi

1.Maksimal Nabız Ölçümü:

- Egzersiz testi ile; maksimal bir egzersiz yüklenmesi esnasında bir dakikada ulaşılan nabız sayısı ölçülür (Laboratuar testi)

- Klasik formüller: Bayan; 226-yaş (yıl olarak), Erkek; 220-yaş (yıl olarak) (± 10 vurum)

2.Yedek nabız: Maksimal nabız sayısı ile dinlenme nabız sayısı arasındaki farktır. Örneğin; maksimal nabız 195, dinlenme nabzı (sabah yataktan kalkmadan önce, uzanmış pozisyonda alınan bir dakikalık nabız) 63 ise, yedek nabız oranı 133’dür. Aradaki fark ne kadar büyükse, rezervin büyüklüğü ve potansiyel nabız sayısı çalışma oranı o kadar büyüktür.

Yedek nabız sayısı üzerinden çalışma şiddeti tayini;

Formül= Yedek nabız x çalışma şiddeti + Dinlenme nabzı

Örnek: Yukarıdaki nabız sayısı değerlerinde, %50 şiddetinde bir çalışma düşünelim.

– 133 x 0.50 = 66.5

– 66.5 + 63 = 129.5, %50 bir şiddet için çalışılması gereken nabız sayısıdır

3.Güvenlik nabzı: Bu bölge, yürüme, koşma, yüzme veya başka bir aerobik aktiviteye katılan kişiler için başlama egzersizi olarak tanımlanan kalp oranıdır (hızıdır). Ayrıca, kalp krizi sonrası hekim denetimi altında uygulanan, orta şiddetli bazı kardiyak rehabilitasyon programlarda da kullanılır. Bu oran, genellikle maksimum kalp atım hızının %60′ı veya daha düşük düzeydedir ve kalbe yükleyebileceğimiz, hem de kendisinden bir egzersiz yararını elde edebileceğimiz en düşük stres miktarıdır.

4.Hedef Nabız Çalışma Bölgesi: Çalışma düzeyini alt ve üst sınırlar arasında belirleyen rehber aralıktır. Egzersizin amacına göre değişir. Örneğin, fitnes için maksimal nabız sayısının %70-80 civarıdır.

Hedef bölge maksimal nabız sayısından yararlanılarak hesap edilir;

a) Düşük şiddet bölgesi: Maksimal nabzın %50-60 arasıdır. Egzersize yeni başlayanlar için en ideal çalışma bölgesidir, kalp damar sistemine yararlarının yanında, vücut yağı, kan basıncı ve kolesterolün azalmasına katkı sağlar.

b) Dinçlik (fitnes)bölgesi: Maksimal nabız sayısının %60-70 arasıdır. Enerjinin %85’i yağlardan, %10′u karbonhidratlardan, %5′i proteinlerden elde edilir. Önceki bölgeye oranla, bu bölgedeki daha fazla şiddet kalbin güçlenmesine olanak sağlar. Birinci bölge ile uygulanması sonucu sağlam kardiyovasküler temelleri yerleştirir. Haftada en az bir gün bu bölgede çalışmak gerekir.

c) Aerobik bölge: Maksimal nabzın %70-80 arasıdır. Önceki bölgelere göre aşırı olmamakla birlikte daha şiddetli bir çalışma bölgesidir. Dolaşım ve solunum sistemlerini düzenlemeyi amaçlar. Dinçlik, kas kuvveti ve yağların yakılması için ideal bir bölgedir. Enerjinin %50’si yağlardan, %50’si karbonhidratlardan, %1 ya da daha azı proteinlerden karşılanır. Bu bölgede harcanan toplam enerji miktarı çok fazladır, bu nedenle ağırlık kontrolündeki katkısı daha fazladır.

d) Anaerobik bölge: Maksimal nabzın %80-90 arasında yer alır. Genel form durumunu ve dayanıklılığı düzenler. Anaerobik eşik bölgesidir, haftada 2 gün, kısa mesafelerde bu bölgede çalışmak gerekir. Enerjinin %85′i karbonhidratlardan, %15′i yağlardan, %1′den azı proteinlerden karşılanır. Yüksek şiddette yağların daha etkin olarak kullanılmasına olanak sağlar.

e) Maksimal bölge: Maksimal KAS’nın %90-100’ü arasında yer alır, “kırmızı hat” olarak adlandırılır. Enerjinin %90′ı karbonhidratlardan, %10′u yağlardan karşılanır. Çok zor bir bölgedir, bu bölgede çalışmak için çok iyi durumda olmak ve hekimden izin almak gerekir. Yarışma performansını düzenler. Bu bölgede yaralanma riski oldukça yüksektir. Yarışma sporcusu olmayanlar bu bölgenin altında çalışmalıdırlar.

Bölge Adı
% Nabız Yararları

1 Düşük şiddet %50-60 Yeni başlayanlar için uygun bölgedir, kalp fonksiyonlarının temellerini kurar
2 Ağırlık kontrolü %60-70 Çalışma ortamı zor değildir, fazla yağ yakılır, toparlanması kolaydır
3 Aerobik %70-80 Kalbi güçlendirir, fazla miktarda yağ yakılır
4 Anaerobik %80-90 Dayanıklılığı düzenler, uzun süreli çalışmak zordur
5 Maksimal %90-100 Sportif performansı düzenler

Değişik aktivitelerde yaklaşık enerji tüketimi

60 kg ağırlığındaki bireyin 1 saatte harcadığı enerji

Egzersiz
Enerji (k.cal)

Yürüyüş 360
Jog 420
Yavaş koşu 480
Hızlı koşu 960
Golf 270
Tenis 420
Yüzme 480
Masa Tenisi 240
Futbol 420
Basketbol 720
Bisiklet (sabit) düşük 330
Bisiklet (sabit) ılımlı 420
Bisiklet (sabit) hızlı 630
70 kg ağırlığındaki bireyin 1 saatte harcadığı enerji
Egzersiz
Enerji (k.cal)

Yürüyüş 420
Jog 490
Yavaş koşu 560
Hızlı koşu 1020
Tenis 490
Yüzme (yavaş) 560
Yüzme (hızlı) 770
Bisiklet (sabit) düşük 380
Bisiklet (sabit) ılımlı 490
Bisiklet (sabit) hızlı 735

Diyet Nedir?

24 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Diyet

Diyet insanların düzenli saglıgını ve rahatlıgını koruyabilmesi icin Kendini gerekli beslenme düzenine sokmasına Diyet Denir..
Diyet yaparken karşılaştığımız sorunlardan biri, neyi ne kadar yiyeceğimiz. Günlük almamız gereken kalori ve yağ miktarından, karnımız açlıktan kazındığında ne yiyeceğimize ya da kalsiyum ihtiyacımızı mutlaka sütten mi alacağımıza kadar pek çok soru aklımızı kurcalar.

Diyet

İşte, diyetle ilgili en çok sorulan sorular ve yanıtları:

1- Yumurta kolesterol açısından kötü mü?:

Yumurta tüketiminde ölçülü olduğunuz sürece hayır. Yumurta, vücudunuz için gerekli olan protein, K vitamini, riboflavin ve selenyumu sağlamak için mükemmel bir kaynak. Yapılan araştırmalar, yumurta sarısının 213 mg kolestrol içeriyor olmasına karşın, haftada 2 adet yumurta yemenin kandaki kolesterol düzeyi üzerinde hiçbir olumsuz etkide bulunmadığını gösteriyor.

2- Günde kaç kalori almalıyım?:

öncelikle, dengeli bir beslenme programı uygulayarak vücudunuzdaki her yarım kilo için 10 kalori almalısınız. Buna, günlük aktivite durumunuza göre, 400-700 kalori daha eklemelisiniz. Sözgelimi 65 kiloda aktif bir kadının günlük alması gerekli kalori miktarı 2000 civarındadır ve bu kişinin, haftada bir kilo vermek istediğinde, günlük kalori miktarından 500 kalori daha az beslenmesi yeterlidir. Eğer siz daha kalıcı çözümler istiyorsanız, diyetiniz boyunca günlük kalori miktarından 250 kalori indirin ve 250 kaloriyi yaktıracak kadar da egzersiz yapın.

3- Kilo vermek isterken günlük almam gereken ortalama yağ miktarı ne kadardır?:

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, günlük aldığınız kalori miktarının yüzde 15′i, diyet yapıyor olun veya olmayın her iki halde de yağlardan sağlanıyor. Bu miktar; kalp krizi, obezite ve diyabet riskini en aza indirmek için yeterli. Sözgelimi, bin 500 kalorilik bir diyet yapıyorsanız alabileceğiniz yağ miktarı 50 gramla sınırlı.

4- Karbonhidrat niçin egzersiz için de büyük önem taşır?:

Vücudumuzda glikojen olarak depolanan karbonhidratlar, kas gücünü arttırmada son derece önemli rol oynar. Ayrıca, aşırı olmamak kaydıyla vücudumuzda depoladığımız yağlar da aynı etkiyi gösterir. Kas gelişiminde önemli rol oynayan glikojeni vücudunuza tedarik edebilmek için, egzersiz çalışmalarınız sonrası karbonhidrat içeren yiyeceklerden yemelisiniz. Mesela 90 dakikalık bir egzersiz sonrası, fırınlanmış patates, bir porsiyon meyve veya kepekli krakerler iyi birer seçim.

5- Kahvede bulunan kafein kemiklerimi zayıflatır mı?:

Hayır. çok aşırı miktarda kahve içmiyorsanız böyle bir durum söz konusu değil. Gene de kafeinin kemikleriniz üzerindeki zararlı etkilerinden endişe duyuyorsanız, kahvenizi sütle içmeyi deneyin.

6- Yüksek tansiyon problemim yoksa tuza dikkat etmeme gerek var mı?:

Tuz, şeker ve un, üç zararlı beyaz. Bu nedenle, kullanacağınız tuz hep az olmalı.

7- Besleyici değerleri bakımından vücudum için en yararlı 5 sebze hangisi?:

İster koyu yeşil olsun isterse kırmızı, isterse portakal rengi veya sarı, bütün sebzeler harika birer besleyici ve vücudumuzu hastalıklara karşı dirençli hale getiriyorlar. Herbirinin ayrı yararları olmakla birlikte, düzenli olarak alındıklarında vücudumuz için en yararlı sebzeler şunlar:

Ispanak, iyi bir folik asit kaynağı, kansere karşı koruyucu etkisi var, A vitamini ve kalsiyum içeriyor; havuç, mükemmel bir A vitamini kaynağı; tatlı patates, A ve C vitaminleri içeriyor; brokoli, A ve C vitaminleri ile folik asit içeriyor; sarımsak, kansere karşı etkili pitokimyasallar içeriyor.

8- Hangi yiyecekler kolestrolü düşürür?:

Lif bakımından zengin sebzeler, sözgelimi yulaf, fasulye ve soyalı besinler, kolesterolü düşürüyor. Bunlar, kandaki kolesterol miktarını dengeleyici özelliğe sahip bulunuyor. Kolesterolünüz yüksekse, özellikle az yağ içeren bir diyet yapmalısınız. Aldığınız yağ miktarını azaltmak için meyve ve sebze ağırlıklı öğünler yemelisiniz ve kırmızı eti azaltmalısınız. Ayrıca süt ve süt ürünlerinden de yağsız olanları tercih etmelisiniz.

9- Günde 8 bardak su içmek neden önemli?:

Vücudumuzda oluşan en temel kimyasal reaksiyonların tümü suya gereksinim duyar. Su; sindirimde, metabolizmanın düzenlenmesinde, vücut ısısının ayarlanmasında, kan basıncında ve fitness performansında direkt etkilidir.

10- Karnım açlıktan kazındığında bunu nasıl giderebilirim?:

Bunu tamamen geçiremezsiniz; fakat kendinize en zararsız biçimde üstesinden gelebilirsiniz. Bunun için, diyetisyenlerin belirledikleri stratejilerden birini deneyebilirsiniz. Dilediğiniz yiyecekten ufak miktarlarda yiyerek açlığınızı gidermeye çalışın. Canınızın çektiği yiyeceklerin benzer diyet versiyonlarından deneyin. Hala açlığınızın önüne geçemediyseniz, arkadaşlarınızla birlikte olmayı ve açlığınızı aktivitelerle unutmayı deneyin.

11- Şeker şişmanlatır mı?:

Teknik olarak yağ içermediğinden, hayır. Şeker, saf karbonhidrattan oluşur ve biz bu ihtiyacımızı aynı şekilde ekmekten, meyvelerden de karşılayabiliriz. Ama tabii ki şeker kalori içerir. Bazı şekerli yiyecekler, sözgelimi kurabiyeler ve krakerler, aynı zamanda yağ da içerir. O halde, çok fazla şekerli gıda tüketimi kısa sürede yağ birikimleri olarak vücudumuzda yerini alacaktır.

12- En sağlıklı yağ hangisi?:

Zeytinyağı kesinlikle en sağlıklı olanı. Zira, doymuş yağ oranı düşe aynı etkiyi gösterir. Kas geük, doymamış yağ oranı yüksek rafine bir yağ. Göğüs kanseri riskini azalıyor ve kolesterol üzerinde kötü etkileri bulunmuyor. Margarin ve tereyağı gibi doymuş yağlar damar tıkanıklığına sebep olur ve böylece yüksek tansiyon ve kalp krizi riskini arttırır. Hidrojene bitkisel yağ gibi kimyasal reaksiyonlardan geçirilmiş yağlar da kolesterol üzerinde kötü etkilerde bulunur. Yumuşak doymamış margarinler diyet yaparken en uygun seçim. Eğer tereyağı konusunda ısrarcıysanız, light çeşitlerini zeytinyağı ile birlikte kullanmanızda fayda var.

13- Metabolizmayı özellikle güçlendiren yiyecekler var mı?:

Hayır. Söylenildiğinin aksine, balarısı polenleri ve greyfurt da böyle bir etkide bulunmuyor. Bazı baharatlı yiyeceklerin metabolizmayı hızlandırdığı doğru olsa da, bunun vücut üzerindeki etkileri oldukça zayıf. Eğer metabolizmanızı güçlendirmek istiyorsanız, ağırlık kaldırma egzersizleri sizin için çok yararlı olacaktır. Kaslarınızı zorlayarak kaldırdığınız her yarım kilo için günde 35 kalori yakabilirsiniz.

14- çok az yağ yemek mümkün mü?:

Tıpkı bir araba gibi, vücudumuz da hareket etmek için yağa gereksinim duyar. özel olarak yağ asitleri, hücre onarımında ve yenilemelerinde de iş görür. Et, balık, fındık gibi besinlerden aldığımız yağlar, aynı zamanda hormonları düzenleyici ve sinir sistemini güçlendirici etkilere sahip. Her ne kadar çoğu uzman günlük kalori miktarının yüzde 15′inin yağdan karşılanması gerektiği görüşünde birleşse de, yapılan son araştırmalar, yüzde 10′un da yeterli olduğunu gösteriyor.

15- Acıktığım zaman neden çekilmez bir insan oluyorum?:

Kötü gününüzde olsanız dahi, dayanılmaz olmanızın sebebi, fizyolojik olarak açlığınızdan ileri geliyor olabilir. Vücuttaki kan şekeri düştüğünde, otomatik olarak kanınızdaki adrenalin ve daha birkaç hormonun işlevi de azalır ve bunun sonucu sinirlilik, kan basıncınızın artışıyla doğru orantılı olarak gerginlik görülebilir. Eğer sık aralıklarla azar azar yemek yemeye vakit ayıramıyorsanız, yanınızda bir meyve veya atıştıracak krakerler taşımanızda yarar var.

16- Hiçbir şey yemeyerek zayıflamak tehlikeli mi?:

Bu tarz girişimler son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Vücudunuz iki günden fazla aç kaldığında, karbonhidrat ve protein gibi en temel ihtiyaçlarını kaslardan karşılamaya kalkacaktır. Ayrıca büyük su kaybına da rastlanır. Bunun sonucu olarak da baş ağrısı, baş dönmesi, sıkıntı gibi olumsuz belirtiler görülebilir. Aç kalınan süre arttıkça, oluşması muhtemel tehlikeler de daha ciddi boyutlar kazanacaktır.

Diyets

17- Baharatlı yiyecekler ülser yapar mı?:

Yapılan araştırmalar, peptik ülserin gerçek sebebinin mideye yerleşen bir bakteri olduğunu gösteriyor. Günümüzde ülser tedavisinde diyet yanında bu bakteriyi etkisiz hale getiren ilaçlar da kullanılıyor.

18- Izgaranın kansere yol açtığı doğru mu?:

Direkt olarak hayır; ama kanser riskini arttırdığı doğru. Biftek, tavuk gibi et yağları kömür üzerine düştüğünde çıkan dumanın kanserojen etkileri olduğu biliniyor. Yapılan çalışmalar, mangaldan önce etleri marine etmenin bu tehlikeyi azalttığını gösteriyor. Diğer bir sağlıklı yöntem de etleri önce mikro dalgada pişirip en son mangalda çevirerek servise sunmak.

19- Gece yatmadan önce bir şeyler atıştırmak zararlı mı?:

Gece yarısı yediklerinizi sindirmeniz iyice zorlaşır. Hele bir de yedikleriniz abur cubursa. Yatmadan önce bir şeyler atıştırmak istiyorsanız meyve veya bir kase yoğurt yemenizi ya da bir bardak süt içmenizi öneriyoruz.

Evimizdeki Ufak Değişiklikler

24 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Resimler

Dekorasyon denilince akla genelde evler gelir..Egerki sizde artık bulundugunuz ortamdan sıkıldıysanız size OrtAma daha Dos Hava Katmak için Dekorasyonunuzd Degisiklikler yapın..

Yaşanılan çevrede değişiklik yapmak eve
ayrı bir hava katmak eminim herkese iyi gelir.oda
Bunun için bütçenizi çokta zorlamadan
alacağınız ufak tefek aksesuarla değişim yapmak hiçte zor değil.

İşte birkaç öneri ve dekorasyon fikirleri :
Salonunuzu yada yatak odanızı renklendirmek için dekoratif yastık ve örtüleri tercih edebilirsiniz. Mobilyalarınıza uyan örtülerle evin havasını değiştirip renk katabilirsiniz.

Odanıza beğendiğiniz ressamların tablolarını asarak kişiliğinizi orataya çıkarabilirsiniz. Duvara ayna asmak isterseniz aynayı hoş bir manzara ya da ilginç bir objeyi görebilecek şekilde yerleştirmeniz farklılık yaratacaktır.

Lambalar sizce de çok eskilerde kalmadı mı? Yeni ve modern tasarımı olan aydınlatmalarla odanıza farklı bir görünüm hakim olabilir. Yatak odalarınıza koyabileceğiniz abajurlar ise ortamı güzelleştirecektir.

Çiçekler her zaman bulunan yere ayrı bir nefes getirir.
Tercihim canlı bitkileri seçmenizdir ancak bu konuda
kendinize güvenemiyorsanız suni çiçeklerle de bu etkiyi odalaryakalayabilirsiniz. Hem artık kimi suni çiçeklerle
gerçekleri ayırt edilemez hale geldi.

Odanızdaki fazla eşyalar istenmeyen bir görünüme neden olacak ve tüm enerjinizi alacaktır. Kağıt, oyuncak gibi fazlalıklarınızı ortadan kaldırmak için saklama alanları oluşturun.

Son zamanlarda parkeler yada laminantlar hakim olsa bile halının yerini hiçbiri tutamamıştır. Halı eve sohbet havası katacaktır. Küçük ve mobilyalarınızla uyan halıyı salonunuzda orta sehpanın altına koyarak farklılık yaratabilirsiniz.

Normal Ciltler iCin Cilt Bakımı

24 Eylül 2009 Yazan admin  
Kategori Cilt Bakımı

Cildiniz Normal Cilt iSe yapmanız Gereken seyleri size söyleyelim..

CiLt

Önecelikle Geniş bir tencerinin icini su ile doldurup kaynatın..Suyu doldurduktan sonra içine bir avuç dolusu ıhlamur atın ve bir iki dakika kaynadıktan sonra ocaktan alın.SonrA başınıza büyükçe bir havlu veya çarşaf örterek başınızı 5-10 santim uzakta tutmak koşuluyla buhara tutun. 5 dakika kadar sonra cildiniz yumuşayacaktır. Cildiniz yumuşadıktan sonra cilt bakımını yapabilirsiniz..

CiLT BAKIM MASKELERi

Maske

Normal Cilde sahip olanların cildi hafif gergin, sıkı pembe görünümlü ve dokunduğunuz zaman bir bebeğinki kadar yumuşak ve düzgün görünümlüdür ve ender bir cilt tipidir.Cilt bakımı yaparken Cilt tiplerine sahip olanlar kadar çok fazla bir uğraş vermeye gerek yoktur. Normal Ciltler için kolayca hazırlanabilecek .Cilt bakımı maskeleri.

Olgunlaşmış yarım şeftalinin kabuklarını soyup ezin. İçine bir çay kaşığı elma sirkesi, yarım tatlı kaşığı bal ve birer tane A ve D vitamini kapsülü katarak iyice karıştırın ve cildinizi temizledikten sonra bu karışımı sürün. Yarım saat bekledikten sonra cildinize önce sıcak sonra soğuk su ile yıkayıp yumuşak bir havlu ile kurulayın.

İki yemek kaşığı yoğurda bir yemek kaşığı bal ilave edip iyice karıştırın ve bu karışımı cildinize sürüp 20 dakika kadar bekletip yüzünüzü önce ılık sonra soğuk su ile yıkayın.

Bir kaşık koyu kıvamlı süzme yoğurdu içine bir kaşık kil katıp iyi karıştırın ve yüzünüze sürüp 15 dakika bekletin. Daha sonra ılık su ile yüzünü yıkayın.

Bir tane elmanın kabuklarını soyup ince bir şekilde rendeleyin. Daha sonra içine bir kaşık krema katıp iyice karıştırın. Bu karışımı yüzünüze ve dekoltenize sürüp 10 dakika beklettikten sonra yüzünüzü ılık su ile yıkayın.

Nemlendirici Maskeler Bir yumurtanın beyazını iyice karıştırdıktan sonra içine yavaş yavaş bir komposto kaşığı bal ve birkaç damla badem yağı ekleyerek karıştırmaya devam edin. Düzgün bir kıvam aldıktan sonra cildinize nemlendirici krem olarak sürebilirsiniz. Not: Bu maske buzdolabında bir hafta saklanabilir. Cildi kuru olanlar badem yağını birkaç damla daha fazla kullanabilirler.

Bir tatlı kaşığı lanolini ve üç çorba kaşığı gül suyunu benmari usulü ayrı ayrı kaselerin içinde ısıttıktan sonra birbirine karıştırın. Daha sonra bir çorba kaşığı susam yağını aynı şekilde ısıtıp sıcak kremin içine katıp soğuyuncaya kadar karıştırın. Not: Ölçüleri eşit miktarda çoğaltarak hazırladığınız bu kremi cam bir kavanozun içinde iki ay kadar muhafaza ederek kullanabilirsiniz.

Onarıcı Maskelerİki demet maydanozun yapraklarını bir su bardağından biraz az miktarda arıtılmış suyun içinde 5-10 dakika kaynatın ve süzün. suyuna soğuduktan sonra çırpılmış bir yumurta sarısı ve bir çorba kaşığı bal ekleyip iyice karıştırın. Bu karışımı yumuşak bir fırça yardımı ile cildinize sürerek yaklaşık 15 dakika bekletip ılık su ile durulayın.

1 Bir yumurtanın içine 1 tatlı kaşığı deniz suyu ve 2 tatlı kaşığı limon suyu ekleyip iyice karıştırın. Daha sonra bir fincan zeytinyağını yavaş yavaş ilave ederek koyu bir kıvam alana kadar karıştırmaya devam edin. Hazırladığınız karışımı bir gece buzdolabında beklettikten sonra cildinize sürüp yaklaşık yarım saat bekletin ve cildinizi ılık su ile yıkayın.

Cildinizin yumuşacık olmasını istiyorsanız 4 tane aspirini çok az suyun içinde iyice ezerek eritin. Aspirinleri cildinize sürüp 15 dakika kadar bekleyin ve duru su ile yıkayın. Cildinizin pamuk gibi olduğunu birkaç uygulamadan sonra göreceksiniz. Eğer hassas bir cilde sahip değilseniz. Aspirinleri su yerine limon suyu ile de eritebilirsiniz.

Yüzü Nemlendirerek Güzellik Ve Canlılık Sağlayan Naneli Maske Üç avuç nane yaprağının üzerine kaynar su dökülerek bir gün beklenir. Bir gün sonra süzülen iki fincan nane suyuna bir çay kaşığı menekşe yağı, bir çorba kaşığı kaymak ve bal ilâve edilir. Hazırlanan karışıma mısır unu ilâve edilerek krem kıvamı­na gelinceye kadar yoğrulur. Yüzü nemlendirerek ona güzellik ve canlılık sağlayan naneli maske, aynı zamanda koruyucu olarak ta ellere ve diğer uzuvlara tatbik edilir. Hazırlanan bu güzellik kremi şampuan olarak kullanıldığında da saçlara ayrı bir canlılık verir.

NOT: Cilde uygulanan yüz maskelerinin pek çoğu 15 ila 20 da­kika uygulanır ve sıcak su ile yıkanıp uzaklaştırılıp ardından soğuk su ile durulanır. Maskeyi göz alanlarına uygulamayın. Herhangi bir maskeyi kullanmadan önce yüzünüz yıkanmalı veya krem ile temizlenmelidir.

Yağ Beneklerini Gidermek Ve Gözenekleri Beslemek İçin Elmalı Maske Kabuklan soyulmuş iki elma dilimlenerek kekik suyunda pişirildikten sonra ezilerek lapa haline getirilir. Hazırlanan lapaya bir fincan karpuz suyu, bir tatlı kaşığı tarçın, bir çorba kaşığı yoğurtlu kaymak ilâve edilir. Krem kıvamına gelinceye kadar yulaf unu serpilerek yoğrulur. Elde edilen elmalı krem ateşte ısıtılarak yüze sürülür. Hazırlanan elmalı krem, yüzde oluşan yağ beneklerini izale ederken aynı zamanda, tendeki gözenekleri de besler.

Sivilceler Ve Gözenekleri Beslemek İçin Akburçak Maskesi Akburçak taneleri dövülerek un haline getirilir. Elde edilen un damıtılmış su ile yoğrulur. Yumurta şansına, yanm fincan zeytinyağı ve iki kaşık bal ilave edilerek çırpılır. Çırpılan karışım burçak hamum ile karıştırılarak krem kıvamına gelinceye kadar yoğrulur. Elde edilen krem, yüzdeki gözenekleri beslemede maske yapılarak yüz kısmına uygulanır. Bu kremin devamlı kullanılması halinde, yüzdeki sivilceleri gidermekte de etkin yararlar sağlar.

Sonraki yazılar »

Web Stats